Bir blog sayfasına sahip olmayı düşünmezden uzunca bir süre önce insanların bilgiyi neden paylaşmak isteyebileceklerine dair fikir yürütmeye çalışıyordum. Almaksızın paylaşmak, deri renginin farklılığından bir avuç toprağı paylaşmaya kadar her şey için birbirini yemeyi/yok etmeyi mükemmel şekilde başaran “insan” denen bu iki ayaklı hayvan için pekte olağan bir şey gibi görünmüyordu aslında. İnsanlar görünürde fayda sağlayamadığı bir amaç uğruna neden paylaşımcılık gibi bir erdemin eylemciliğini üstlenmişti? Zira her insan istisnasız yaptığı her şeyde bir faydacılık güdüsüyle hareket eder, etmelidir de elbette yaşamını olağanlık çerçevesinde sürdürmek istiyorsa. İnternet üzerinden bir şeyleri bedava sunmanın, insanlara bedava fikirler vermenin, işlerini bedava görmenin, bedava kod dağıtmanın bu dağıtımcılara, paylaşımcılara ne faydası var?
Bugün internet gerçekten büyükçe bir bilgi bankası olarak çok fazla insanı ağırlıyor ve internetin, insanların kişisel gelişimine faydalı olabilecek birçok özelliği olduğu ortada. Hatta -aslında faydasız olarak- yalnızca internet materyalleriyle kendini bir konu hakkında geliştirebileceğini düşünen çok kimse mevcut. Video izleyerek bilardo, tenis öğrenebileceğini, oyun oynayarak reflekslerini geliştirebildiğini düşünen ve hiç görmediği ülkeleri malum harita yazılımlarıyla keşfedebileceğini sanan insanlar elbette çok fazlalar. Bunların içinde hayat arkadaşını dahi buralardan edinmeye çalışan insanlarda yok değil elbette. Bu insanlar interneti temel amacına uygun olarak kullanmıyorlar belki ama onlar internetin gerçek sahipleri olma yolunda o kadar ilerlediler ki istatistik raporlarında oranların büyük bölümünü bu insanlar oluşturuyor. Yalnızca “internette takılan” bu insanlar tıpkı televizyonda olduğu gibi kalitesizliğin internete de taşınmasını sağladı. Zira internette takılanlar zümresinin nüfusu gün geçtikçe arttı ve “uydurma fikir” cambazlarının dikkatini hemen çekti. Cambazlar, “internette takılanlar” grubunu yalnızca kendilerine çalışacak para makinesine çevirmeyi çok iyi bildiler. Hemde kimseyi ürkütmeden, zorlamadan ve her şeyi bedava sunarak. Facebook, Twitter, youtube… gibi şeylerle.
Kendi halinde paylaşım yaptığını düşünen ve “hiç bir menfaat” gözetmediğini iddia eden internetin küçük esnafı konumundakiler ise yalnızca pastadan büyük payı alabilecek güzide, müthiş, parlak fikirlerinin olmaması nedeniyle parazitlenme yolunu seçebilirler elbette. Onların internet denen mecradan sağladıkları faydalar genelde ego tatmini ve reklam gelirleri ile kısıtlı. Siz onları bir de “start-up” şirketi kurabilecekleri bir fikir “uydurabildikleri” zaman görün. Uydurabildikleri diyorum, zira internet genelinde para eden büyük fikirlerin çoğunluğu zaman öldürme ve eğlence amacıyla geliştirilen uydurulmuş parlak fikirlerden oluşuyor. Yeni teknolojili bir arama motoru, gelişmiş yenilikçi bir spam süzgeci gibi faydalı fikirleri saymazsam durum son günlerde iyice çığrından çıkmış durumda.
Maalesef odağında insan bulunmayan tüm sistemler gibi internette zaman içerisinde insanlığa faydalı olabilme amacından saptı ve yalnızca birilerinin cebinin daha fazla doldurulması amacına hizmet etmeye başladı. Elbette bunu görünürde kimseyi zorlamadan, insanların hür iradelerini koşullandırmak suretiyle sağlıyorlar. Ve bu zamanla daha da doğal görünmeye başlayacak. Zira insanlar bir şeylerin yanlış olduğunu bilseler de zamanla onu kanıksamaya başlarlar. Bu unutmanın ve alışmanın sihirli gücüdür. Bir yerlerde bu tür şeyleri kullanarak fayda sağlayabilmenin eğitimini almış insanlar olmalı.
Tagged anapara, ego, insan, menfaat, paylaşımcılık